
Anayasacılık ve Anayasa Kavramı
Anayasa teriminin bugün başlıca üç anlamı vardır. İlk olarak anayasa bir ülkedeki üstün hukuk gücüne sahip olan bir metni ifade eder. İkinci anlamda anayasa, bir ülkede belli bir alandaki fiili devlet sistemini, yani “yaşayan anayasa”yı belirtir. Anayasanın üçüncü anlamı ise “anayasacılık” ve “anayasal devlet” felsefesini, kısaca devletin sınırlandırılması düşüncesini ifade eder 1. Burada devletin sınırlandırılması meselesi, bireysel hak ve özgürlüklere devlet tarafından tecavüz edilebilmesinin önüne geçilmesi ve korunması maksadını temel almaktadır. Batıda Aydınlanma Çağı ile ortaya çıkan “anayasacılık düşüncesi”, devletin işleyişinin belirsiz ve her türlü keyfiliğe açık olan ve egemen iktidarın iradesine göre şekillenen geleneksel kurallar yerine açık, somut, herkes tarafından bilinebilir, monarkın da üstünde olan yazılı kurallara bağlanması isteği ve çabasıdır2. Anayasa; bir devletin kurucu belgesi niteliğinde olup, devletin hangi esas ve temeller üzerine inşa edildiğini, bireysel ve toplumsal hak ve özgürlüklere ilişkin sağlamış olduğu korumayı ifade etmektedir. Bu bağlamda anayasa; birey ve toplum için özgür olmanın garantisiyken aynı zamanda devletin hangi ilkeler ve üst kurallar çerçevesinde varolduğunu gösteren belgedir.
Anayasayı diğer kanunlardan ayıran unsurlardan biri; kanunların üstünde bir norm olmasıdır. Toplumumuzda yaygın olan yanılgının aksine anayasamızda cezalar yahut özel hukuka ilişkin düzenlemeler mevcut değildir. Anayasa bir çeşit üst kanundur. Gerek cezalar gerekse özel hukuka ilişkin düzenlemeler (boşanma davaları, taşınmaz hukukuna ilişkin davalar vs.) bu konuya ilişkin kanunlarda düzenlenmektedir. Örneğin Türkiye’de cezalar; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununa göre belirlenmektedir. Özel hukuka ilişkin temel düzenlemeler 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununa göre belirlenmektedir. Anayasa ise bu kanunların düzenlenmesindeki sınırları çizen kanundur. Yani sözü geçen tüm kanunlar, “üst kanun” niteliğindeki Anayasa’ya uygun şekilde hazırlanmaktadır. Anayasaya aykırı olduğuna ilişkin tespit yapıldığında ise Anayasa Mahkemesi tarafından ilgili kanun maddeleri iptal edilmektedir.
Günümüzde anayasa denilince artık sadece “halkın özgürlük beratı” anlamını çağrıştırdığı söylenilemez. Anayasanın “özgürlük kalkanı” olma işlevinin kağıt üzerinde kaldığı ya da şekilden öte geçemediği de bir gerçektir. Özellikle siyasal gücü sınırlamaya yönelik düşünce ve eylemlerin olmadığı ülkelerde siyasal gerçeklikle anayasal hükümler arasında büyük sapmalar görülebilmektedir. Hatta çoğu anayasada anayasacılığın temel ilkelerine yer verilmesine karşın ya tamamen kağıt üzerinde kaldığı ya da yazılandan farklı bir biçimde uygulamaya konulduğu görülmektedir3.
Türk Tarihinde Anayasa
Osmanlı Dönemi
Tarihimizde somut olarak ilk anayasal gelişme 1808 yılında imzalanan Sened-i İttifak’tır. Meclis-i Ayan ile hükümet temsilcileri arasında imzalanan bu anlaşma ile iktidarın kullanılmasına ve devlet işlerine ilişkin birtakım düzenlemeler yapılmış ayrıca Ayanların içlerinden birinin isyan etmesi halinde diğer Ayanların bu isyanın bastırılmasına yardımcı olacağının taahhüdü alınmıştır. Bu durum dönem şartlarında sürekli farklı kesimlerden çıkan isyanlardan ötürü merkezi otoritenin ne kadar zayıfladığının da bir göstergesidir. Kaldı ki merkezi otoritenin güçlendirildiği II. Mahmud döneminde zaten hükümlerinin uygulanmasının ne şekilde olacağına ilişkin düzenleme içermeyen Sened-i İttifak hükümleri tanınmamıştır.
1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanı ile Anayasa anlamında gelişmeler devam etmiştir. Tanzimat Fermanında; devletin bütün uyrukları için can, mal ve ırz güvenliği vaad edilmiş, vergi ve askerlik işlerinin de bir düzene bağlanacağı söylenmiştir. Bu vaatler Islahat Fermanı ile de doğrulanmıştır; ayrıca bu ferman, din farkı gözetilmeksizin bütün devlet uyruklarının eşit işlem görmesi ilkesini de getirmiştir. Ancak halen bu ilkelerin etkinliğini sağlayacak ve padişahın yetkilerini sınırlandıracak mekanizmalar kurulmamış olup ferman hükümlerine uyup uymamak padişahın takdirine bağlıdır4.
Devam eden gelişmeler ışığında 1876 yılında ilk Osmanlı anayasası olma niteliği taşıyan Kanun-i Esasi ilan edilmiştir. Buna göre Meclis-i Umumi ve Meclis-i Ayan adında meclis kurulmuştur. Meclis-i Umumi üyeleri halk tarafından seçilmekteyken Meclis-i Ayan üyelerinin tamamı padişah tarafından tayin edilmiştir. Her ne kadar Anayasanın ilanı ve meclis oluşturulmasıyla Meşruti Monarşi sistemine geçilmiş gibi gözükse de asıl mutlak gücün yine padişahta kalması ile (öyle ki meclisi feshetme ve yeniden toplama yetkisi, kanun teklifi yapabilmek için padişahtan izin alma yetkisi ve padişahın mutlak veto yetkisi gibi yetkileri vardır) gerçek anlamda meşruti monarşi kurulamamıştır. 1909 yılında II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra, anayasada birtakım değişikliler yapıldı. 1909 değişiklikleri ile padişahın yetkileri kısıtlanırken halk tarafından seçilen meclisin yetkileri genişletilmiştir.
Milli Mücadele Dönemi
Bu dönemde 23 Nisan 1920’de kurulan T.B.M.M. ile 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye) düzenlenmiştir. Bu anayasa 24 maddelik kısa bir anayasadır. Anayasanın barındırdığı en kritik yeniliği ise ilk maddesine yer alan milli egemenlik ilesidir. Açıkça bu anlama gelmemesi ile birlikte, artık yeni bir Türk devletinin kurulacağını ve kurulacak bu yeni devlette padişaha dayalı bir egemenlik yerine millete dayanan bir egemenlik ilkesinin kabul edileceği anlaşılmaktadır. Bu anayasa ile devlet başkanlığı kurumu oluşturulmamış ancak meclis içinden seçilen icra vekilleri ile bakanlar kurulu oluşturulmuştur. Oluşturulan bakanlar kurulunun meclise karşı hesap verme yükümlülüğü olmasına karşı bakanlar kurulunun meclis üyelerine karşı bir silahı yoktur (oysa ki Kanun-i Esasi’de padişahın meclisi feshetme yetkisi bulunmaktaydı ve hatta II. Abdülhamid tarafından bu yetkiye dayanılarak da feshedilmiştir). Kuruluş ilkeleri bakımından meclis hükümet sisteminin baz alındığı anlaşılmaktadır.
Cumhuriyet Dönemi
29 Ekim 1923 ile cumhuriyet ilan edilmiş ve padişahlık makamı saltanat ile birlikte kaldırılmıştır. 1921 Anayasası’nı hazırlayan meclis de cumhuriyetin ilanı ile dağılma kararı alarak yeniden seçime gitmiştir. Bu kararın ardından seçilen meclis (ikinci T.B.M.M.) 1924 Anayasasını hazırlamıştır. Bu Anayasa ile hükümet sistemi olarak parlamenter sistem ile meclis hükümeti sistemi karması bir model kabul edilmiş, laiklik ilkesinin temelleri atılmış (daha sonraki değişiklikler ile laiklik ilkesi kabul edilmiş), hürriyetler konusunda “tabii hak” anlayışını kabul etmiş ve “Her Türk hür doğar, hür yaşar. Hürriyet başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmektir. Tabii haklardan olan hürriyetin herkes için sınırı, başkalarının hürriyeti sınırıdır. Bu sınırı ancak kanun çizer.” demiştir5. Anayasanın 103. Maddesi “Anayasanın hiçbir maddesi hiçbir sebep ve bahane ile savsaklanamaz ve işlerlikten alıkonamaz. Hiçbir kanun Anayasaya aykırı olamaz.” hükmüne sahiptir. Yine 102. Maddesine göre Anayasadaki kanun maddesi değişiklikleri de uzun bir sürece ve meclis içinde sayıca ciddi çoğunluklara gereksinim duymaktaydı. Ayrıca devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki birinci madde üzerinde hiçbir şekilde değişiklik yapılamaz ve yapılması teklif dahi edilemezdi. 1924 Anayasası demokratik bir anayasa olmakla birlikte dönemin diğer devletlerine ait olan anayasalarında da yer alan problemli bir anlayışa yani “çoğunlukçu” demokrasi anlayışına sahipti. Buna göre çoğunluğun aldığı karar milli irade olup bu çoğunluğun aldığı milli irade kararının her zaman kamu iyiliğini sağladığı anlayışı vardı.
Anayasalarda yer alan bu anlayış, demokrasilerin birer diktatörlüğe dönüşmesine yol açabilmektedir. Kaldı ki II. Dünya Savaşı ile bu anlayışın sakıncaları da pratik hayatta gözler önüne çıkmıştır. O dönem Almanya’da seçimleri %80-90 gibi üstün bir çoğunlukla kazanan yani milli iradenin kararıyla seçilen ve yetkilerle donatılan Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Parti’si; başta kendi ülkeleri Almanya olmak üzere tüm dünyayı kaosa sürüklemişlerdir. Böylelikle çoğunluğun sahip olduğu görüşün her zaman kamu yararı doğurmayacağı acı tecrübelerle öğrenilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası “çoğulcu demokrasi” anlayışı baskın olmaya başlamıştır. Buna göre çoğunluğun yönetim ilkesi korunmakla birlikte azınlığın temel haklarının da korunması gerekmektedir. Yani demokrasiye neredeyse sınırsız yetkiler tanıyan anayasalar, artık demokrasiyi de sınırlamaya başlamıştır. Çünkü aslında anayasa demokrasiyi sınırlarken, demokrasiyi kullanarak demokrasiyi yok etmek isteyen yahut suistimal etmek isteyenlere karşı kısıtlamalar getirerek demokrasiyi korumaktadır.
27 Mayıs 1960 Müdahalesi ile Milli Birlik Komitesi iktidara geçmiştir. Bu iktidar döneminde yeni bir anayasa hazırlanmıştır. Bu anayasa 1961 Anayasası’dır. Mecliste kabulü için yeterli çoğunluğu sağlayamayan 1961 Anayasası halk oylamasına sunulmuştur. Her ne kadar halk oylamasında da %40 gibi ciddi bir oranda olumsuz oy alarak kabul edilmiş olsa da 1961 Anayasası Türk tarihinin en liberal ve özgürlükçü Anayasasıdır.
Kurucu Meclis 6 Ocak 1961’de 2 parçadan oluşturuldu: Bir parçası Cumhuriyet Senatosu, diğer parçası da TBMM yetkilerine sahip olan Temsilciler Meclisi idi. Bu meclisin üyelerinin bir kısmı çift dereceli seçim sistemi ile; bir kısmı siyasi partilerin vekilleri ile; bir kısmı da gazeteler, barolar, sendikalar, yargı mensupları, öğretim görevlileri ve üniversiteler, gençlik ve esnaf dernekleri, ticaret ve sanayi odalarının temsilcilerinden oluşuyordu6. 1961 Anayasasında devlet iktidarının bölüşülmesi ve paylaştırılması ilkesinin başkaca uygulama alanı da yürütme ve idarenin görev alanı içinde yer almakla beraber özerk statüye sahip olan kamu kuruluşları yaratmış olmasıdır. Bunlar, üniversiteler ile radyo ve televizyon idaresidir7.
Yine de 1961 Anayasası, bu denli liberal ideolojiye ve demokratik sisteme hazır olmayan Türk toplumu için işlevsel olamamıştır. Kurulan hükümet mekanizmasında tıkanıklar meydana gelmiş ve 1961 Anayasası bu tıkanıkları çözümleme konusunda başarılı olamamıştır. Yasama ve yürütme organlarının, demokrasinin korunması ve çoğulcu demokrasi uygulanması için kısıtlanması, karar verme ve harekete geçme mekanizmalarının uzun süreçler gerektirmesi; yasama ve yürütme organını karar alamaz hale getirmiştir. Anayasanın kendisinden çok, parti sisteminde aşırı bir parçalanmaya, parti sayısının çoğalmasına ve sonuçta küçük partilerin kamuoyundaki güçleriyle orantılı olmayan bir etki kazanmalarına sebep olan seçim sistemi devlet otoritesinin zayıflamasının hukuki sebebidir8. Ancak sistemin tıkanmasının ana sebepleri hukuki sebeplerden çok siyasal sebepler olmuştur.
12 Eylül 1980 günü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetime el koyması sonucu Milli Güvenlik Konseyi, devleti yönetme yetkilerini kendisinde toplamıştır. 7 Kasım 1982 günü yapılan halk oylamasıyla 1982 Anayasası resmen kabul ve ilan edilmiştir. Bu anayasa 1961 Anayasası’na göre daha uzun ve ayrıntılı hazırlanmıştır. Ancak bu durum genel olarak olumlu değil aksine oluksuz bir durumdur. Zira üst norm niteliğindeki Anayasaların kısa ve ana hatları çizen bir yapıda olanlarının daha uzun ömürlü olduğu dünya tarihinde görülmektedir.
1982 Anayasası ile otoritenin ağırlığı hürriyetin önüne geçmiş, yürütme organı güçlendirilmiştir. 1961 Anayasası’nın liberal yapısının ilerleyen yıllarda yasama ve yürütmede ciddi yavaşlamalara ve hatta durma noktasına varan tıkanıklara yol açması sebebiyle 1982 Anayasası’nda böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Siyasi partilerin faaliyet alanları sınırlandırılmış; dernek, vakıf, sendika gibi kuruluşların siyaset ile uğraşmaları sakıncalı görülmüş; cumhurbaşkanının yetkileri genişletilmiştir. 1982 Anayasası ile birlikte hiçbir şekilde değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek hükümlerin kapsamı genişletilmiştir9.
Anayasayı Değiştirmek mi Anayasayı En Baştan Yapmak mı? Asli Kurucu İktidar ve Tali Kurucu İktidar Kavramları

Asli kurucu iktidar, bir devletin anayasasının tümden yapılması veya yeniden yapılması sürecidir10. Genellikle büyük devrimler, savaşlar, bağımsızlık hareketleri, darbeler ya da rejim değişiklikleri sonucu ortaya çıkan, hukuksal boşluk olan durumlarda anayasaları ilk kez ya da bütünüyle yeniden yapan, hukuktan daha çok siyaset biliminin konusu olan iktidardır11. Ancak bu bir zorunluluk değildir. İhtiyaç olması halinde ve demokratik düzenlemeler ışığında ülkelerin tümden yeni bir anayasa hazırlaması da mümkündür. Bu durumda demokratik yönetimlerde asli kurucu iktidarın halk olması lazım gelmektedir. Asli kurucu iktidarın ayırt edici özelliği, onun ortaya çıkış biçimi değil, yeni anayasayı meydana getirirken herhangi bir pozitif hukuk normu ile bağlı olmamasıdır12.
Tali kurucu iktidar ise, anayasayı, anayasadaki normlar çerçevesinde değiştiren iktidardır. Asli kurucu iktidar gibi normlar üstü bir olgu değildir. Burada anayasaya bağlılık; usul yönünden bir bağlılıktır. Yani tali kurucu iktidar, asli kurucu iktidarın getirmiş olduğu anayasadaki, anayasayı değiştirmek için öngörülen usullere uyarak anayasayı değiştirebilmektedir. Bu değişim kısmi olabileceği gibi tamamen yeni bir anayasa hazırlamak şeklinde de gerçekleşebilir. Bu yönüyle yeni anayasa yapımından hiçbir farkı bulunmamaktadır. Anayasanın tamamen değiştirilmesi ile yeni anayasa yapılmakla birlikte yine bir asli kuruculuk işlevinden söz edilemez. Çünkü bu değişiklik (ya da anayasayı yenileme) bir anayasa düzeni içinde konulmuş kurallara uyulmak suretiyle gerçekleştirilmektedir. Hukuksal devamlılık anayasa ile sağlanmıştır. Tali kurucu iktidarın kaynağı yine bir anayasadır13.
Anayasanın İlk Dört Maddesi Değiştirilebilir mi?
Anayasamızın ilk dört maddesi şu şekildedir:
- Devletin şekli
Madde 1 – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
- Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
III. Devletin bütünlüğü, Resmî dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti
Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı “İstiklal Marşı”dır.
Başkenti Ankara’dır.
- Değiştirilemeyecek hükümler
Madde 4 – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Sorumuzun cevabına gelecek olursak: Evet, anayasamızın ilk dört maddesi değiştirilebilir. Burada iktidarın, asli kurucu iktidar gibi hareket etmesi halinde; anayasamızın ilk dört maddesi değiştirilebilir olmaktadır. Zira asli kurucu iktidar yukarıda da bahsettiğimiz üzere pozitif hukuk normlarından bağımsız ve hukuktan çok siyasi unsurlar çerçevesinde hareket etmektedir. Bu koşullar altında mevcut anayasamızın ilk dört maddesi değiştirilebilir olmaktadır.
İktidar, asli kurucu iktidar gibi hareket etmese bile anayasamızın ilk dört maddesi değiştirilebilir durumdadır. Öncelikle 4’üncü madde değişmezlik kapsamında olmadığından, bu maddenin ister yeni değişiklik yasaklarının getirilmesi ister mevcut yasakların kaldırılması veya azaltılması yönünde değiştirilebilmesine engel yoktur. Öte yandan 2’nci maddenin tümü değil, sadece burada sayılan “nitelikler” değişmezlik kapsamı içinde olduğuna göre, bu niteliklerin içeriklerini olumsuz yönde etkilemeyen değişiklik veya eklemelerin yapılabilmesi gerekir14. Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa değişiklikleri üzerindeki denetimi yalnızca şekil ve usul yönünden yapabileceği kısıtlaması da göz önünde bulundurulduğunda, hukuki açıdan Anayasamızın ilk dört maddesinin değiştirilemez olduğunu söylemek mümkün olmayacaktır. Bu değiştirme yasağının ancak Türkiye Büyük Millet Meclisine hitap eden manevi bir müeyyidesinin bulunduğu sonucuna varılabilir15.
Ancak siyasi yönden bakıldığında, Anayasamızın ilk dört maddesinin değiştirilmesinden ziyade değiştirilmesi halinde bu maddelerin yerine hangi maddelerin geleceği hususu daha önemlidir. Devletimizin bölünmesine, zarar görmesine sebebiyet verecek yahut zarar verilmesi imkanı yaratacak olan bir değişikliğin yapılmasının sakıncası üzerinde tartışılması gerekmektedir. Cumhuriyetimizin, demokrasimizin, dilimizin, bayrağımızın, marşımızın ve sayılan cumhuriyet niteliklerinin ehemmiyetle korunması elzemdir. Korunmaması ihtimalinde dahi bu unsurlarda yapılacak değişikliklerin tümden ve temelden bir değişiklik olmamasının gerektiği açıktır. Bu unsurların korunarak eklemeler yapılması halinde ise eklenecek olan hususların ne olacağı tartışılmalıdır. Bir kıyas yapılabilmesi adına, 1961 Anayasasında yer alan ilk dört maddeye bakalım:
- Devletin şekli.
MADDE 1.– Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. - Cumhuriyetin nitelikleri.
MADDE 2.- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. - Devletin bütünlüğü; resmî dil; başkent.
MADDE 3.– Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
Resmî dil Türkçedir. Başkent Ankara’dır. - Egemenlik.
MADDE 4.– Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.
gemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almıyan bir devlet yetkisi kullanamaz.
Görüldüğü üzere 1961 Anayasasının ilk dört maddesi ile 1982 Anayasasının ilk dört maddesi farklılıklar arz etmektedir. Ancak bu farklılıklar tümden olmadığı gibi devletin bağımsız bütünlüğüne ve milletin egemenliğine de halel getirmemektedir. İşte söz konusu bir anayasa değişikliği halinde de şayet ilk dört maddemiz korunmayacaksa bile, tıpkı 1961 Anayasasından 1982 Anayasasına geçişte olduğu gibi bir değişikliğin yapılması daha sağlıklı olacaktır. Yeni bir dil eklenmesi, üniter devlet (Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür) yapısını bozacak yahut bozulmasına yol açacak değişikliklerin yapılması gibi durumların sakıncaları açıktır. Kaldı ki mevcut anayasamızda yer alan değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez olan hususları hukuki anlamda bir müeyyidesi olmadığını ve bu yasağın meclise tabiri caizse bir uyarı mahiyetinde olduğuna yukarıda değinmiştik. Bu bağlamda kanunun koyucunun mevcut değiştirilemez hususlardan bahsederken aslında bu maddelerin; devletin ve milletin varlığının ve çıkarlarının korunması için ne denli önemli olduğuna ilişkin başta siyasiler olmak üzere tüm Türk milletine bir uyarı niteliğinde olduğundan söz edilebilir.
Sonuç itibariyle hukuksal düzlemde anayasamızın ilk dört maddesinin aslında değiştirilemez olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte ilk dört maddenin lafzi olarak olmasa da ruhu açısından korunmasının ve değiştirilemez olmasının gerekliliği ise şüphesiz tartışmaya açık olmaması gereken bir husustur. Kanun koyucu da burada “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” derken aslında hukuki açıdan bir “değiştirilememe” durumundan ziyade siyasi açıdan; devletin ve milletin varlığının ve çıkarlarının korunması noktasında “değiştirilmemesi” gerektiğine ilişkin bir vurguda bulunduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır.
KAYNAKÇA
1 Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitapevi, 13. Baskı, sf. 2
2 Ömer Anayurt, Anayasa Hukuku Genel Kısım, Seçkin Kitapevi, 2021, sf.38
3 Ömer Anayurt, Anayasa Hukuku Genel Kısım, Seçkin Kitapevi, 2021, sf. 45
4 Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 18. Baskı, sf. 24
5 Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 18. Baskı, sf. 29 vd.
6 https://tr.wikipedia.org/wiki/Türkiye_Cumhuriyeti_Anayasası_(1961)
7 Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 18. Baskı, sf. 39
8 Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 18. Baskı, sf.46
9 Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 18. Baskı, sf.59
10 Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 18. Baskı, sf.165
11 https://nedir.unibilgi.net/asli-tali-kurucu-iktidar/
12 Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 18. Baskı, sf.166
13 Ömer Anayurt, Anayasa Hukuku Genel Kısım, Seçkin Kitapevi, 2021, sf.174
14 Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 18. Baskı, sf.177
15 4 Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 18. Baskı, sf.183



Yorumlar (1)
ecydiyor:
Aralık 1, 2024, 10:51 pm'deGüzel bir yazı olmuş, kaleminize sağlık.